Tarih, bazen büyük acıların içinden doğan büyük farkındalıklarla şekillenir. Bugün takvimler 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü gösterirken, zihnimizde sadece kutlamalar değil, bir direnişin ve trajedinin sessiz yankıları var. 1857 yılında New York’taki o tekstil fabrikasında yükselen alevler, aslında bugün dünyanın dört bir yanında kadın hakları için yanan meşalenin ilk kıvılcımlarıydı. 129 kadının can verdiği o barikatlar, bugün toplumsal eşitliğin önündeki engelleri temsil etmeye devam ediyor.
Kadın: Yuvanın Dişi Kartalı, Hayatın Temeli
Kadın, sadece bir birey değil; hayatın kemerini bir arada tutan kilit taşıdır. O taşı oradan çekip aldığınızda, toplumsal yapının tamamı çökmeye mahkumdur. Eskilerin dediği gibi, yuvayı kuran ve koruyan o "dişi kartal", şefkatiyle dağı kaplayan kar gibi kuşatıcı, asaletiyle bir han kadar vakur durur.
Dili bile şekillendiren odur. Dikkat edin; "Ana dili" deriz, "Ana kucağı" deriz, "Anavatan" deriz. Hayatın merkezine hep "ana"yı koyan bu kadim kültür, aslında kadının yaratıcı ve birleştirici gücünü dilin en derinlerine mühürlemiştir. "Ana gibi yar olmaz" sözü, sadece bir özlem değil, bir hakikatin teslimidir.
Bayram mı, Yas mı?
Ancak gerçekçi olalım: Kadınların asıl bayramı, çiçeklerle kutlanan bir günden ibaret olmamalıdır. Bir ülkede kadın cinayetleri ve şiddet gündemden düşmüyorsa, orada bayramdan değil, ancak bir yas halinden bahsedilebilir. Kadının gerçek bayramı;
-
Sokakta korkmadan yürüyebildiği,
-
Hukuk önünde tam eşitliğe ulaştığı,
-
Emeğinin karşılığını eksiksiz aldığı,
-
Ve en önemlisi, sadece "insan" olduğu için koşulsuz saygı gördüğü gündür.
Geleceğe Dair Bir Dilek
Kadınların değerinin sadece özel günlerde değil, her nefeste bilindiği bir dünya kurmak zorundayız. Şiddetin son bulduğu, sevginin ve adaletin hakim olduğu bir gelecek, sadece kadınların değil, tüm insanlığın kurtuluşu olacaktır.
Yaşamı doğuran, büyüten ve güzelleştiren tüm kadınların gününü; adaletin ve huzurun gölgesinde kutlayacakları yarınlar dileğiyle selamlıyorum.
Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.
